Şimdi okumaya başlasam on dakika sonra yığılıp kalacağım. O yüzden, yazara saygıdan gözlerimi yarıya indiriyorum. Bu arada, halin vaktin yerinde mi diye sorarsan, halim duman, vakit ise sahiplik eki edinemeden sahipsiz bir şekilde hiçbir zaman yetişemeyeceğim kadar hızla yol alıyor.
Ankara havası götü başı ayrı oynayacak kadar samimiyetsiz. Öğle vakti yitirdiğim su kaybını, geceleri üşüyerek dengelemek absürdlüğün daniskası. Önlemimizi alıyoruz o ayrı konu. Hırkam biraz sünmüş, kusura bakacak kimse yok Allah’tan. Odanın kuytusundayım, bunu da yaz bir kenara.
Gücüm olsa yatağa soteleyeceğim kendimi de zerre adımlayasım yok yan odaya. E böyle olunca da aklıma takılıyor vedasız ayrılıklar. Sonra diyemiyorum ki şarap sevmem ama seninle içerim bilesin diye. Oğlum ben kime konuşuyorum ki şimdi?
Sen sevmezsin de, iki oda arasındaki yolculuğumda mırıldanacağım elbet;
hoşça kal gözümün nuru, hoşça kal
hoşça kal canımın içi, hoşça kal.

Din değildin ama inanmak diye bir şey var
Ve dahi Hiram Percy Maxim’e özenen bir yönün.
O diline nakşettiğin susturucuyu boş ver şimdi sen
Yoksa Büyük Engizisyoncu beni bekler.
Ah, unutmadan söyleyeyim;
- Hiçbir sanık masum bulunmayacak.


