[video]
Daha sabit, daha galip, daha sakin.
[video]
Vardı da biz mi kullanmadık?
Hiçbir yönde tek adım atmamıştı. (Taken with instagram)
Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.
Belki dört saatten beri yürüyordum. Ne diye yoldan ayrılıp buraya saptığımın, niçin geri dönmediğimin farkında değildim. Başımın yanması azalmış, burnumun kökünde hissettiğim karıncalanma geçmişti. Yalnız içimde müthiş bir boşluk hissi vardı. Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birdenbire boşalmış, bütün manasını kaybetmişti. En tatlı emellerinin tahakkukunu gördüğü bir rüyadan acı hakikate uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu. Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. “Bunun böyle olmaması lazımdı” diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. Hakkı vardı. Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti. Zaten kadınlar pek acayip mahluklardı. Bütün hatıralarımı toplayarak bir hüküm vermek istediğim zaman, kadınların hiçbir zaman sahiden sevemeyecekleri neticesine varıyordum. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu.
Dibini görmeyen, stewie griffin’i görsün.
Adım Niko olmamakla birlikte, herhangi bir nikotin bağımlılığına sahip değilim. Bu gece sahip olduklarım ise birden fazla şey. Bu histerik saplantıların sebebiyetini oluşturan tüm etkenler ise bir önceki gecenin ortasında vuku bulan ve aylardır saklandığı yerden fırlayıp, yırtıcı bir hayvan gibi avına ansızın saldıran içgüdülerden ibaret.
Vakti zamanında gelişen tüm etkileşimlerin sonucu sonrası dudaklarından aldığım nikotin tadını bu gece gelişigüzel uzatılmış bir dal sigarayı, umarsızca ciğerlerime misafir ederken aldım. Dünyanın en iğrenç tatlarından biri, ayakkabılarımı ıslatmamak için kontrolümün hat safhasında adımladığım sokaklarda giderken onun dudaklarını hatırlatması, tam anlamıyla başka bir haz algısını açıyordu. Freud yaşasaydı, bu durum için de ayrı bir teori üretebilirdi. Bense; umrumda olmadığı aşikâr olan Freud’u es geçip, kendi dudaklarımındaki nikotini son zerresine kadar tüketmek istiyordum. Ve uzatılmış olan o tek dalı, bir tiryakinin son sigarasını içermişçesine kadar tasarruflu içiyordum.
Bu garip isteğin öncesi ise sahip olduğum büyük tedirginliğin beni boğduğunu anlatmak isterdim. Ama bunu kolay kolay yapamayacağım. Aslına bakılırsa bir yanım anlatmak isterken bir yanım tamamıyla kendi içimde can çekişmemi görmek istiyor. Normalin dışında gerçekleşen günü, tam tamına yirmi dört saatini doldururken, kendisinden alamadığım haberin her dakikasında sol kaburgamın çevresinde egemenliğini kabul ettirmiş büyük sıkıntıya karşı kaybettiğim nefesler artıyor.
Anlatmak istediğim çok şey var, lakin toparlayamıyorum. İhtiyacım olan tek bir yaşam belirtisi. Korkuyorum. Adım Niko değil. Zira Niko olan kimsenin korkmayacağını hissediyorum.
Bir kere insanın şansı gülecek, sevgili dediğin kıymet bilecek.